Francis Ford Coppola’nın 1979 yapımı “Apocalypse Now” filmi savaş filmleri içerisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Film Cannes’da Altın Palmiye’yi kucaklamıştır. Yüzbaşı Willard üstlerinden çok gizli bir emir alır. Emir Kamboçya’da bulunan Albay Kurtz’ü bulup yok etmektir. Daha önce bu tarz görevleri yerine getiren Willard bu kez bir ikilem içinde kalmıştır. Çünkü bu sefer öldürmeye çalışacağı kişi bir Amerika’lı ve üstelik de askerdir. Kurtz bu bölgede askerlerden ve yerlilerden kendine bir ordu kurmuş kendi ahlakı ve mantığı çerçevesinde ordudan bağımsız faaliyetlerde bulunmaktadır. Çok zeki aynı zamanda askeri bir deha olan Kurtz filmdeki gizemi sürekli ayakta tutar. Ordudan ayrı bir ordu kuran ve askerleri ile yerliler tarafından oldukça saygı duyulan bir nevi tanrı konumundaki Kurtz, efsane oyuncu Marlon Brando tarafından canlandırılır. Coppola filmin gizemini Kurtz ile ayakta tutmuş ve son bölümlere doğru onu göstermiştir. O ana kadar resimlerle ve kişisel dosyasıyla Willard’ın, dolayısıyla da bizim birşeyler öğrendiğimiz Kurtz izleyicide ciddi bir merak uyandırır. Kurtz henüz görünmeden hem Willard da hem de izleyicide kendisine karşı gizli bir hayranlık uyandırmıştır. Sinema tarihinin en kaprisli fakat şüphesiz en iyi aktörü olan Marlon Brando Kurtz rolüne en uygun isimdir kuşkusuz. Kurtz’ün nasıl bir karakter olduğunu merak eden ve Marlon Brando tarafından bu rolün nasıl kusursuz bir şekilde canlandırılacağını tahmin edebilen izleyici; tam bir Brando rolü diye içinden geçirerek Albay Kurtz’ün görüneceği sahneyi sabısızlıkla bekler. Coppola Kurtz’ün göründüğü sahnede bile birkaç dakika Brando’yu tam olarak göstermez. Yönetmen böylelikle hem Kurtz karakterine oluşan meraktan hem de Brando’nun nasıl mükemmel bir iş çıkaracağına şahitlik yapacak olan izleyicinin merak ve sabırsızlığından olabildiğince faydalanır. Willard ile Kurtz’ün ilk karşılaşmasının replikleri de oldukça iyidir. Kurtz bu replikler ile Willard da bir kavram karmaşası yaratmaya başlar.

Kurtz : Nerelisin, Willard?

Willard : Ohio’luyum, efendim.

K : Orada mı doğdun?

W : Evet, efendim.

K : Tam nerede?

W : Toledo, efendim.

K : Nehirden ne kadar uzaktasın?

W : Ohio Nehri’ne mi, efendim?

W : Yaklaşık 300 kilometre.

K : Çocukken bir kere o nehre inmiştim.

K : Nehirde bir yer var, adını hatırlayamıyorum.

K : O zamanlar çiçek bahçesi gibi bir şeydi.

K : Şimdi çoktan yabani otlar bürümüştür.

K : Ama 7-8 kilometre boyunca…

K : Cennetin bir parçasının dünyaya düştüğünü zannederdin.

K : Çiçek bahçesi şeklinde…

K : Gerçek bir özgürlüğün neye…

K: Benzeyeceğini hiç düşündün mü?

K : Başkalarının yargılarından…

K : ve kendininkilerden kurtulmak.

K : Nedenini söylediler mi Willard?

K : Neden beni ortadan kaldırmak istiyorlar?

W : Gizli bir görevle gönderildim, efendim.

K : Artık pek gizli sayılmaz değil mi?

K : Sana ne anlattılar?

W : Bana sizin tamamen…

W : Delirdiğinizi…

W : ve yöntemlerinizin…

W : Sağlıksız bir şekil aldığını söylediler.

K : Yöntemlerim sağlıksız mı?

W : Herhangi bir yöntem…

W : Görmüyorum efendim.

K : Tam senin gibi birini bekliyordum.

K : Ya siz ne ummuştunuz?

K : Sen bir katil misin?

W : Ben bir askerim.

K : İkisi de değilsin.

K : Sen bir çıraksın.

K : Bakkalın alacağını toplamaya geldin.

Yazar Hakkında

Yorum Bırak